Sosyal Medya

facebookSosyal Medya
Bizi Takip Edin

Bize Ulaşın

telefonBize Ulaşın
0538 279 20 54

Teklif Talep Formu

zarfTeklif Talep Formu
Taleplerinizi İletin

Geçmişten günümüze 'Domates'in yolculuğu

Domates, 1492 yılında denize açılan Christopher Columbus’un 12 Ekim 1492 tarihinde Amerika’yı keşfi sonrasında, 1550 yıllarında Avrupa’ya taşınmış ve süs bitkisi muamelesi görmüştür. İlk olarak İtalyanlar tarafından tüketilmeye başlanmıştır. Bugün ise Türkiye, ABD ve Çin’den sonra yılda 6 ila 8 milyon ton domates ile dünyanın en büyük üçüncü üreticisi konumundadır.

İstanbul’un fethi sonrasında, Avrupa ile Çin arasındaki İpek Yolu ve Baharat Yolu Osmanlıların eline geçmiştir. O tarihteki yazılı eserlerde Constantinople’un 1453’de fethinden sonra, Asya’ya giden yolun çok daha zor ve tehlikeli olduğu, vergilerin yükseldiği belirtilmektedir. Bunların sonucunda Avrupalılar Hindistan ve Çin’e deniz yoluyla Osmanlıların arkasından ulaşma imkanlarını araştırmaya başlamışlardır. Genova’da 1451’de doğan Christopher Columbus da (ölümü 20 Mayıs 1506) bunlardan birisidir. Çocukluğu, Galata Kulesi’nin etrafında yerleşen Cenevizlilerin memleketlerine döndüklerinde anlattıkları ipek, baharat ticareti hikayelerini dinleyerek geçmiştir. Gençliğinden itibaren gemilerde çalışmaya başlamıştır.

Columbus 1480’lerde Hindistan’a gitmek için farklı bir plan geliştirdiler: Batıya doğru yelken açarak “Okyanus Denizi”ni geçmek. Bununla ilgili para arayışları İspanya’da sonlandı. Bugünkü İspanya’nın kurucuları olan Aragonlu Ferdinand ve İngiltere Kraliçesi Catherine’nin annesi ve VIII. Henry’nin kayınvalidesi Castileli Isabella, Columbus’un altı yıllık uğraşı sonucunda Ocak 1492’de onu Hindistan ve Çin’e deniz üzerinden ulaşmanın yolunu bulmak için desteklemeye karar vermişler ve Okyanus Denizi Amirali olarak atamışlardır. Diğer taraftan Müslümanlar ve Türkler açısından Ocak 1492 tarihinin iki önemi daha vardır: 2 Ocak 1492’de Granada Savaşı ile İspanya’da 736 yıl süren Müslüman hakimiyeti sona ermiştir. Aynı ay içinde 200 bin Musevi’nin bugünkü İspanya topraklarını terk etmeleri istenmiştir. Musevilerle ilgili Osmanlılarla yapılan görüşmeler olumlu sonuçlanmış ve Sultan II. Bayezid’in emriyle Piri Reis’in amcası Kemal Reis’in kumandasındaki Osmanlı kadırgaları Safarad Musevilerini Osmanlı topraklarına taşımışlardır.

İlk olarak İtalyanlar tüketiyor

Domates’in Columbus öncesinde vahşi türlerinin ilk olarak Güney Amerika’daki And Dağları’nın Peru-Ekvador-Bolivya arasındaki bölgede yetiştiği düşünülmektedir. Kuzeye doğru göç eden yerliler tarafından Orta Amerika ve Meksika’ya getirildiği kabul edilmektedir. Bu bölgede Lycopersicon sp. (domates) bitkisinin meyvesine genel olarak “tomate”, “tomato” adı verilmiştir. Bu ise yerel dildeki “tomatl” çok çekirdekli, sulu meyvelere verilen isimden kaynaklanmaktadır.

Domates, 3 Ağustos 1492 yılında denize açılan Christopher Columbus’un 12 Ekim 1492 tarihinde Amerika’yı keşfi sonrasında (aslında Bahamalar’a ulaşmıştı), 1550 yıllarında Avrupa’ya taşınmış ve süs bitkisi muamelesi görmüştür. İlk olarak İtalyanlar tarafından tüketilmeye başlanmıştır. 1570’li yıllarda İngilizlerin, İspanyolların bahçelerinde süs olarak yetiştirdiklerine dair kayıtlar mevcuttur. Fransızlar “pomme d’amour”; İngilizler “loveapple (aşk elması)”; İtalyanlar “poma d’oro (altın elma)”, Fransızların tanımı benzeri “poma amoris (aşk elması)” ya da başka bir hikayeye göre İtalya’ya ilk getiren Moor isimli kişinin meyvesi “pomo dei mori” adını vermişlerdir.

Tarihte ilk pizzanın ya da yassı ekmek kabulü ile pidenin (eski Yunancada pikte, pissa ya da pitta) MÖ 6’ıncı yüzyıl İran’ında, MÖ 521 - 486 yılları arasında hüküm süren Pers İmparatoru Büyük Darius’un askerleri tarafından ince ekmek olarak kalkanlarının üzerinde pişirilerek ve üzerlerine peynirle hurma konularak yapıldığına dair kayıtlar mevcuttur. Bunun Avrupa’ya gelmesi ise eski Yunan’a yapılan bir sefere denk gelir. Büyük Darius’un askerleri MÖ 490’da maraton yarışının esinlendiği Marathon Savaşı öncesi pidelerini yemişler, ancak savaşta yenilmişlerdir. Bunun öcü oğlu Xerxes tarafından alınmıştır. 300 Spartalı filminde işlendiği gibi MÖ 480’de Thermopylae savaşında Spartalı Kral Leonidas’ı yenmiştir. Bu arada kısa bir bilgi olarak, Büyük İskender zamanında yaşayan ve MÖ 333’de ona karşı savaşı kaybeden Darius’un, Büyük Darius’un sekizinci nesilden torunu III. Darius olduğunu da hatırlatalım.

Kuzey Amerika’da zehirli sanılıyordu


Domates ile ilgili bir diğer ilginç olay da bu bilgilerle ortaya çıkmaktadır: MÖ 6’ıncı yüzyıl İran’ından 1550’ler İtalya’sına kadar, Napolili fakir insanlar imkansızlıktan, kimsenin yemediği domatesleri pizzalarına katıncaya kadar geçen yaklaşık 2 bin yıldaki tüm pizzalar domatessiz yapılmıştır.

Domates 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren İtalya’da yaygın olarak yetiştirilmeye başlanmıştır. 1800’lü yıllarda İngiltere’de yapılan seralarda çiçekler ile birlikte süs amaçlı domates yetiştirildiği bilinmektedir. Amerika’ya geri dönmesi ise 1780’lerde olmuştur. 1781’de Thomas Jefferson tarafından Virginia’da yetiştirilmiş, 1812’de güneyde New Orleans’da Fransız etkisiyle üretilmiş ve tüketilmiş, ancak 1840’lara kadar Kuzey Amerika’da zehirli olduğu düşüncesi ile gelişme gösterememiştir.

Türkiye’de 300 yıllık geçmişi olduğu düşünülüyor


Türkiye’ye tam olarak ne zaman geldiği bilinememekle birlikte, Avrupa’daki gelişimine bağlı olarak yaklaşık 300 yıllık geçmişi olduğu düşünülebilir. İlk geldiğinde yeşil olarak tüketildiği ve Frenk badıcanı olarak adlandırıldığına dair kayıtlar vardır. Lale devrine denk gelen 1718 ile 1730 yılları arasında, III. Ahmed’e vezirlik yapmış Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1723 yılındaki aylık masraf defterinde domates alımına rastlanılmaktadır.


Bugün domatesi İtalyanlar “pomodoro”, çoğul olarak “pomodori”, Fransızlar “tomate” ya da çoğul olarak “tomates” olarak isimlendirmektedirler. Bundan dolayı Türkiye’de yaygınlaşmasında İtalyanlardan çok Fransızların, Fransız Levanten ailelerin, Fransa’da eğitim gören Türk öğrencilerin ya da Türkiye’deki Fransız öğretmenlerin etkisi olduğu kabul edilebilir.

Fatih Sultan Mehmet zamanında neden domates yenilemiyordu?

Topkapı Sarayı’nda yeni bulunan bir el yazmasının okunması, bugüne kadar gizli kalmış bir olay olan İstanbul’un fethi sırasında Sultan Mehmet Han’ın domates ile zehirlenmeye çalışıldığını ortaya çıkarmıştır. El yazmasından, fetih sonrasındaki adı ile Fatih’in domatesi çok sevdiğini bilen Bizans işbirlikçilerinin, o yıl havaların iyi gitmesiyle özel olarak İznik’te turfanda yetiştirilmiş, günümüzde ne yazık ki yok olmuş meşhur Admetos domateslerini gizli bir şekilde Üsküdar’dan bugünkü Ortaköy civarına getirdiklerini öğreniyoruz. Daha sonra yakalanıp, Kız Kalesi’nden çuval içinde canlı canlı denize atılan iki kişinin baldıran zehriyle ıslatılmış iğneyi domateslerin sap bağlantısından sokup çıkardıkları, sonrasında bugünkü İnönü Stadı’nın bulunduğu çayırda kurulu Otağ-ı Hümayun’a hediye olarak yolladıkları Vak’a Nüvis tarafından kayda geçirilmiş. El yazmasına göre, Sultan’a sunulmadan evvel domatesler, elinde yeni bir bıçak kesiği olan çeşnicibaşısı Abbas Ağa tarafından kesilirken, domatesin içindeki zehir çeşnicibaşının elindeki kesikten doğrudan kanına geçmiş ve iki dakika gibi kısa bir sürede can çekişerek herkesin gözü önünde ölmüş. Bunu duyan Sultan Mehmet Han bir ferman yayınlayarak, hükümranlığındaki tüm topraklarda domates yenilmesini, yetiştirilmesini yasaklamış, Abbas Ağa’yı da bugünkü parkın olduğu yere kırmızı kavuklu bir taşla gömülmesini emretmiştir. Ne yazık ki bu taş günümüze kadar ulaşamamış, Abbas Ağa tarihteki isimsiz kahramanlar arasına katılmıştır. Fatih tarafından 1458 yılında adına yaptırılan caminin hünkâr mahfilindeki süslemeler bu nedenle domates çiçekleri ile bezenmiştir. Domates ise ancak o günden 280 yıl sonra, matbaayı getiren İbrahim Müteferrika’nın çabalarıyla yasak olmaktan çıkmış, sofradaki yerine kavuşabilmiş ve günümüze ulaşabilmiştir. Admetos domatesleri ise bugün sadece gravürlerde görülebilmektedir.

Bu yazıyı okuduğunuzda akılda kalan, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldıktan sonra, uzun zaman hiç kimsenin domates yemediği olacaktır. Bu son derece doğrudur. Yalnızca Fatih zamanında değil, onu takip eden padişahlar zamanında da uzun yıllar kimse domates yememiş, yiyememiştir. Ancak bunun nedeni yukarıda anlatıldığı gibi tarihin gizli kalmış sayfalarındaki bir olaydan değil, çok daha farklı bir durumdan kaynaklanmaktadır. Fatih Sultan Mehmet yukarıda anlatıldığı gibi domatesi yasaklatmamış, ancak dolaylı olarak Avrupa ve Türkiye’de tanınmasına katkıda bulunmuştur.

Türkiye, dünyanın en büyük üçüncü üreticisi

Domates A, B, C vitaminleri; potasyum ve demir mineralleri açısından zengindir. Ülkemiz ABD ve Çin’den sonra yılda 6 ila 8 milyon ton domatesle dünyanın en büyük üçüncü üreticisidir. En çok Bursa (salçalık) ve Antalya’da yetiştirilmektedir. Bunları Çanakkale, İçel, Manisa izlemektedir.

Sonuçta önceki sayfalarda yer alan Topkapı elyazmasıyla ilgili yazının yalnızca çok küçük bir bölümü, özetle “Fatih zamanında domates yenilemiyordu” doğru olmaktadır. “Neden yenilemiyordu?” sorusu ise “O yıllarda domates henüz Amerika’dan Avrupa’ya gelmemişti” şeklinde cevaplanmaktadır. Son söz, siz siz olun, domatesli Fatih/Fetih hikayelerine sakın inanmayın. Ancak domatesin arkasında yatan tarihi de unutmayın.

İLETİŞİM FORMU

Bizimle iletişime geçmek için lütfen formu eksiksiz doldurun.